Uzun zaman önce karar verip,bir türlü yapamadığımız Uzak Doğu gezimiz 18 Kasım'da nihayet başladı! Biletlerimizi miller ile almamız bizim için avantaj oldu. Asya uçuşları epeyce pahalı! Tabii bizim'de bu biletlerin tarihlerini iki defa değiştirmemiz,maliyetlerimize yansımadı değil:-) Bu seyahatin rotası Bangkok'ta başlayıp, Kuala Lumpur'dan dönüş olarak sonlandı. Kendi başımıza yaptığımız tatil öncesinde ne kadar yazı, blog varsa okundu. Notlar alındı ve neler yapıp,ya da nedeler yapılmayacağına karar verildi. Bangkok uçağına iki kişi bindik, diğer iki kişi ile Kamboçya ayağında buluştuk! Bangkok için yapılan bütün tavsiyelerde pazarlık yapmamız öğütlendi, zaten bizim doğamızda'da olan bu duyguyu Bangkok'ta hallice dişa vurduk:-) Ankara-İstanbul, İstanbul-Bangkok uçuşu epeyce uzun oldu ve sabah 9:45 ve bizimle olan +5 saatlik fark ile Bangkok'a indik.Gümrük ve diğer işlemlerin tamamlanmasından sonra,taxi bulmak için kendimizi dişarı attık! Ankara'da bıraktığımız hava 5 derecelerde idi ve şimdi +35 ve aşırı nem ile karşı karşıya geldik! Bu mevsimin Bangkok için serin mevsim olduğunu öğrenip,sıcak sezonu hayal bile edemedik! Suvarnabhumi hava limanın giriş katına taxi bölümü var,sıraya girip bilet alıp,sıradaki taxiye biniyorsunuz .Bu taxiler'de taksimetre açtıkları için pazarlık yapamıyorsunuz ve bizim kaldığımız otele gidişimiz bir saat sürdü ve verdiğimiz para 500 Taylant Bahtı tuttu ve TL karşılığı 37.TL idi:-) Paramızın en değerli olduğu yerlerden birisi Tayland :-) Booking.com adresinden bulduğumuz ve çok beğendiğimiz Swissotel Nai Lert Park Otel'e sağ salim ulaşıyoruz. Otelin personeli bize şehir hakkında epey bilgi verdi ve hatta Floating markete gitmeyi istediğimizi öğrenince,anlaşmalı bir turu'da otelden ayarladık! Otelin konumu oldukça merkezi idi ama gitmek istediğimiz her yere taxi ile ulaşımı sağlayıp dönüşte Tuk Tuk(üç tekerlekli motosiklet taxi) ile otele döndüğümüz olmuştur.Ilk gün gitmeyi istediğimiz Grand Palace için taxi ile yola koyulduk! Otel görevlileri gitmek istediğimiz yerleri Tayca yazıp elimize veriyordu ki,İngilizce anlamayan biri ile karşılaşırız diye,ne tekim' de taxi şöförü ile cebelleşerek ve epey yol kat ederek Grand Palaca ulaştık. Saat 15:30 kapandığı söylenen mekan için bir saatimiz vardı ve hangi kapıdan giriceğiz derdinden sonra, içeri hamle yaparken görevli olduğunu söyleyen bir adam sarayın kapandığını, buraya kadar gelmişsiniz madem size bir Tuk Tuk ayarlayalım ve etraftaki yerleri gezin diyerek bir Tuk Tuk şöförüne 20 baht ile anlaşarak Grand Palaca veda ettik:-( Sonradan öğrendiğimize göre bu malesef bir numaraymış ve gelen turistleri başka mekanlara yönlendirerek para kazanıyorlarmış:-( Tuk Tuk şöförü bizi nehir turunun yapıldığı bir alana götürdü, sıkı bir pazarlıktan sonra tekne ile ilk yerimiz olan Wat Arun tapınağına doğru yola çıkıyoruz,bütün Bangkok'un sanırım kanalizasyonunun aktığı ve oldukça pis görünen bu nehir etrafında yerleşim yerleri mevcuttu ve tekne öyle hızlı gidiyordu'ki su sıçratmaması malesef imkansızdı:-( Wat Arun şehrin simgesi sayılacak ve Grand Palace'ın karşısında kalan,gün ışığını yansıtan kulesi, işil ışıl porselen işlemeleri,gün batımında yapının muhteşem silüeti ile bizi mest ediyor...Tapınaktan ayrılıp bu sefer nehirde uzun bir tura çıkıyoruz ve iki anlam karmaşası ile beraber oluyoruz, bi tarafta lüx konut ve alış-veriş merkezleri ama diğer tarafta ise barınaklardaki yaşamı görüp şaşırıyoruz! Tekne şöförü nehirde satış yapan küçük bir kayığa yanaşarak ekmek alıyor,önce bi anlam vermesekte sonra neden aldığı anlaşıldı! Nehrin tapınaklara yakın bir bölgesinde durup ekmekleri elimize verip suya atmamızı söyledi, eyvah timsahlar var diye önce epey ürkerek bi parça atıp beklemeye başlıyoruz ve daha önce görmediğim büyüklükteki balıklar ekmeği kapmak için suyun üstüne çıkınca neye uğradığımızı şaşırdık! Bi taraftan birbirinin üstünde çırpınan devasa balıklar ve sıcrattıkları suyun haddi ve hesabı olmadığını nasıl anlatacağımı bilemiyorum ve o sudan mıkrop kapmadıktan sonra, artık bize birşey olmaz kısmını anladık:-) Tabii balıklarla birlikte attığımız çığlıklar kaptanı epey güldürdüğü kesindi! Nehir turundan sonra Tuk Tuk ile bulunduğumuz bölgedeki tapınak ve kısa şehir turuna başladık ,bu arada bu mesafeleri taxi ile yapsak ne kadar vakit kaybedeceğimiz gerçeğinide öğrenmiş olduk! Bi kaç tapınağa gidip en son Big Budda'ya uğrayıp kendi isteğimiz ile Çin Mahallesinde yolculuğuma son veriyoruz ve bu kadar gezmeye şöföre verdiğimiz para 50 Bahtı! Yollarda yapılmaya başlayan Çin yemekleri malesef bizi yeme kültüründen aniden uzaklaştırdı diyebilirim,sokak satıcıları ve taklit pazarının oldukça yaygın olduğu bu pazarı epey gezdıkten sonra otele masaj yaptırma hayalleri ile ulaşıyoruz. Otelimize yakın mesafedeki masaj salonunda günün,yolculuğun,saat farkının vermiş olduğu tüm yorgunlukları çıkarıyoruz. Buradaki her şey çok ucuz olduğu gibi,masaj'da oldukça uygundu! Ertesi gün otelden aldığımız tur ile Floting Market,fil safarisi,timsah çiftliğine doğru özel bir araçla yola çıkıyoruz...Sehir merkezinden epey uzak olan bu alana sabah erken gitmek zorunlu gibi birşey. Sonradan anladık ki bu tura ödediğimizin 3/1 fiyatına kendimiz bu turu yapabilirmişiz ama boş ver deyip günün keyfini çıkarmaya başlıyoruz. Floting Market sabit semt pazarının suda gondollar ile yapılanı diyebilirim. Herşey gondollarda ve kıyıda satılıyor ve biz'de gondolla binip alış-verişe başlıyoruz! Hiç görmediğimiz meyveler,aksesuarlar,yemekler ve her rengin barındığı bu şölen bizi mest ediyor, Bangkok'ta en hoşumuza giden yerlerden biri olduğu şüphesizdi...Daha sonra fil çiftliği ve zavallı timsahlara ne veripe uyuşturduklarını görüp otele doğru geri dönüyoruz. Her Tur'un yaptığı gibi yolda bizi altın,değerli taş ve yılan,timsah derileri ile yapılan aksesuarların satıldığı bir mağazada durdurup,gezdirdikten sonra otel'de tur ekibiyle vedalaşıyoruz ve biz'de gece alışverişine doğru yola çıkıyoruz. Bangkok'ta herkes dişarıda yemek pişirdiğinden şehirde ağır bi koku var ve bu koku çok lüx restoranlar'da veya fast food yemeklerine'de sinmiş durumda ve bu durumdan ötürü bizim için Bangkok yemekleri hayal kırıklığıydı:-( Son günümüzde neme ve sıcağa rağmen gidemediğimiz ve bu sefer akıllandığımız Grand Palace ve diğer tapınak ziyaretleri için yola çıkıyoruz ve kralın sarayını gezmeye başlıyoruz! Çok kalabalık,resmen insan akını var ,sarayın yapısı ve ihtişamı inanılmaz gönüyor..Wat Phra Kaew(zümrüt Buddha ) giriyoruz, içeride ayin sessizliği ,saray gezisinden sonra yakın mesafedeki Wat Pho yatan Buddha'ya gidiyoruz. Devasa bir buddha, hatta makinaya bile sığmıyor diyebiliriz ve bi o kadar da ihtişamlı olan bu tapınağın en büyük özelliği ise en iyi masajların yapıldığı, hatta eğitiminin verildiği mekan olmasıydı! Tapınak turlarından sonra,ertesi gün şehirden ayrılmak ve Kamboçya ekibi ile buluşmak üzere havaalanına doğru taxi ile yola çıkıyoruz... Swiss hotel Tuktuk Wat Arun Nehir gezimiz Big budha Çin mahallesinde sokak yemekleri Floating market Yılan ve çoçuk Fil çiftliği Timsah terbiyecileri
Yatan budha Kamboçya Bizi bizden alan Kamboçya....Bangkok havalimanında buluştuğumuz arkadaşlarımız ile Kamboçya'ya doğru seyahate başlıyoruz ama bu arada şunu itiraf edeyim Suvarnabhumi hava limanı en güzel havalimanlarından biri ve yolunuz düşerse TWG'den mutlaka karamelli yeşil çayı alın derim:-) AirAsia hava yollarına ait Pırpır ile Kamboçya'ya doğru uçuyoruz, daha evvel hiç Pırpır ile seyahat yapmadığım için enteresan bir yolculuk oldu benim için:-) yaklaşık 1,5-2 saat sonra varış yerimiz Siem Reap'e inmiş olduk... Kamboçya vize uyguladığından kapıda vize kuyruğuna giriyoruz. Alanda ve uçakta dağıtılan formları 1 adet fotoğraf ve 30 USD ile gümrük memurlarına veriyorsunuz ve yaklaşık 10 dakika içinde vizeniz hazır vaziyette alandan ayrılmış oluyorsunuz. Siem Reap oldukça bakir,doğru düzgün asfalt yolların bile olmadığı ender yerlerden birisi idi. Halkı son derece saygılı,güleryüzlü ve verdikleri her hizmetten dolayı mutlu ifadeleri bizi kendilerine hayran bıraktı. Kiri boutique otelin odaları,kahvaltısı,personeli ve verdikleri hizmet gayet başarılıydı! Eşyaları otele atıp etrafı keşfe başlıyoruz..Enteresan olan turistlerden USD almaları, ülkenin sanırım her yerinde bu geçerli ve dolayısıyla yerel parasına geçmeye gerek kalmıyor! Kısa bir gezmeden sonra Viroth's Restaurant'ta kendimiz atıyoruz. İnanılmaz başarılı bir restauranttı, burada Pineapple with shrimps, shrimps and squids yahron inanılmadı ve tabiyki tatlı olarak mango sticky tadıldı ve bu'da inanılmazdı. Kalan bütün günlerde buraya gelmeyi çok istesekte, yeni yerlerin arayışını devam ettirdik! Yemek sonrasına Siem Reap gece turuna başladık,cidden herşey çok ucuz ve burası'da pazarlığa açık bir yer.Gümüş,değerli taş,kahve,tahta,bambu çok uygun fiyatlarda satılıyor ve tabiyki bizim gözümüz dönmedi değil buralarda! Esas dikkat çekici şey Norht Face'in Mağazası'sının +40 derece sıcağa rağmen burada açılması ve kışlık montları acayip uygun fiyatlardan satmasıydı! Meğerse üretim yeri oralarmış. Gecenin en enteresan görüntüsü ise sokakta tezgahlarda satılan tarantula,tanımlayamadığımız böcek çeşitleri,yılan şiş bizi perişan etti diyebiliriz. Yerel halkın böcekleri cips diyerek yemeleri ise seyirlikti:-) Ertesi gün buralara esas gelme amacımız olan dünyanın en büyük tapınak şehri olan Angkor Wat'ı ziyaret etmekti.Angkor Wat, Siem Reap şehrinin 5,5 km kuzeyinde, ormanlar arasına gizlenmiş, Angkor Medeniyetinin izlerini taşıyan, bu mistik ve esrarengiz tapınaklar 1992 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesindeki yerini alır. 630 yıl hüküm süren Khmer Krallığı döneminde inşa edilen elliden fazla tapınağın içerisinde en çok bilineni Angkor Wat’tır. Otelden tapınağa gidiş için bir gün boyunca bize refakat edecek TukTuk ile yola cıkıp kısa zamanda tapınağa ulaşıp bir günlük giriş biletimizi 20
USD vererek alıyoruz ve efsane tapınağın içinde kendimizden geçercesine kayboluyoruz...Akşam tekrar şehir turu atıp yemeğimizi yiyeceğimiz Nest Restaurantta gidiyoruz,burası ilk gece yediğimiz yer kadar başarılı değildi ama kötüde değildi! Ertesi gün otelden yardım alarak ayarladığımız otobüs ile Phnom Pehn'e doğru 6 saatlik yolculuğumuz başlıyor! Uzun geçen yoldan sonra şehirde kalacağımız Okay Boutique Hotel'e ulaşıyoruz ve akabinde şehir turu başlıyor. Burası bize Siem Reap kadar sevimli gelmesede değişik ortamı, alış veriş bakımından ucuzluğu ilgi çekiciydi diyebilirim. İpek çok ucuzdu ve yine gümüş,kahve diğer aksesuarlar epey başarılıydı! Akşam yemeğini FCC restaurantta yedik ve tek kelimeyle herşey harikaydı.. Ertesi gün otelden ayarladığımız özel araba ile Kep kıyı kasabasına doğru 1 ,5 saatlik yolculuğumuz başladı. Yolda'ki en enteresan şey şöförümüzün kornaya basmadığı anının ne kadar az olduğuydu! Insanlar yollarda hep...Yolculuğumuzun sonunda konaklayacağımız Darica Resort'ta ulaşıyoruz.bSevimli bungalovların olduğu,yemyeşil bir alanda kurulmuş güzel bir tesisti. Bavulları bıraktığımız gibi Kep merkeze doğru TukTuk ile ilerliyoruz.Son derece güzel geliyor herşey gözümüze, buranın en meşhur özelliği yengeç pazarları ve diğer deniz ürünlerinin çok ucuz ve güzel olması..Akşam olduğu için pazar kapanmıştı ve bizde yemek için methini epey duyduğumuz Kimly Restorantta kendimizi atıyoruz ve gözümüz dönmüşçesine ;Fried prawn with kampot green paper,Fried squid,Fried crab with fresh cocount milk,Fried spring roll ismarlayıp Angkor birası ile bir güzel hepsinin tadına bakıyoruz. Yemeklerin hepsi olağan üstü güzeldi, hatta ertesi gün buraya tekrar geldik. Hatta bir ay kalsak hergün burada gelebilirdik. Yediğimiz yemekler için dört kişi adam başı 15 USD ödedik ..Bu arada Kep bölgesinin karabiberleri dünyanın en iyilerinden birkaçı ve her yemekteki lezzeti inanılmazdı diyebilirim.. Ertesi gün Kep yengeç pazarını ve etrafı gezip Phnom Pehn'e Kuala Lumpur'a gitmek üzere havaalanına doğru yola çıktık! Üç saatlik yolculuktan sonra Kuala Lumpur'a ulaşıyoruz.Gümrük ve valiz işlemlerinden sonra iki gün konaklayacağımız otelimize doğru yola çıktık! Burada beş yıldızlı otellerin fiyatları gayet uygun olmasından dolayı otelimizden epey memnun kaldık! Otelimizin merkezi bir noktada olması ulaşım açısından bizi memnun etti. Burası'da inanılmaz sıcak ve nemli havası ile bizi malesef perişan etti...Kamboçyanın bakirliğinden sonra, kendimizi bulduğumuz yer gökdelenler ve lüx alış veriş merkezleriydi. Kuala Lumpur'da çok vaktimiz olmadığı için belli yerlerini görmeye çalıştık. Birinci gün şehir merkezini gezerek geçirip, ertesi gün Melaka şehrine doğru otobüs ile yola çıkıyoruz, üç saatlik yolculuktan sonra Unesco dünya kültür mirası listesinde olan bu sevimli şehri dolaşmaya başlıyoruz! Şehrin ortasından geçen nehir etrafında kurulu düzeni ve eski yapıları ile son derece şirin bir yer ve burada her yer antikacı dolu, bu işten anlayanlar için cennet diyebiliriz! Şehri keşfettikten sonra otobüs ile Kuala Lumpur'a geri dönüp şehri bıraktığımız yerden keşfe devam edip,güzel yemeklerden ve alış verişten sonra Türkiye'ye dönmek üzere şehirden ayrılıyoruz...Bu seyahatte bizi en etkileyen yer kesinlikle Kamboçya oldu,bir daha git deseler gideceğim tek ve yegane yer olacağını belirtmek isterim:-)
Yatan budha Kamboçya Bizi bizden alan Kamboçya....Bangkok havalimanında buluştuğumuz arkadaşlarımız ile Kamboçya'ya doğru seyahate başlıyoruz ama bu arada şunu itiraf edeyim Suvarnabhumi hava limanı en güzel havalimanlarından biri ve yolunuz düşerse TWG'den mutlaka karamelli yeşil çayı alın derim:-) AirAsia hava yollarına ait Pırpır ile Kamboçya'ya doğru uçuyoruz, daha evvel hiç Pırpır ile seyahat yapmadığım için enteresan bir yolculuk oldu benim için:-) yaklaşık 1,5-2 saat sonra varış yerimiz Siem Reap'e inmiş olduk... Kamboçya vize uyguladığından kapıda vize kuyruğuna giriyoruz. Alanda ve uçakta dağıtılan formları 1 adet fotoğraf ve 30 USD ile gümrük memurlarına veriyorsunuz ve yaklaşık 10 dakika içinde vizeniz hazır vaziyette alandan ayrılmış oluyorsunuz. Siem Reap oldukça bakir,doğru düzgün asfalt yolların bile olmadığı ender yerlerden birisi idi. Halkı son derece saygılı,güleryüzlü ve verdikleri her hizmetten dolayı mutlu ifadeleri bizi kendilerine hayran bıraktı. Kiri boutique otelin odaları,kahvaltısı,personeli ve verdikleri hizmet gayet başarılıydı! Eşyaları otele atıp etrafı keşfe başlıyoruz..Enteresan olan turistlerden USD almaları, ülkenin sanırım her yerinde bu geçerli ve dolayısıyla yerel parasına geçmeye gerek kalmıyor! Kısa bir gezmeden sonra Viroth's Restaurant'ta kendimiz atıyoruz. İnanılmaz başarılı bir restauranttı, burada Pineapple with shrimps, shrimps and squids yahron inanılmadı ve tabiyki tatlı olarak mango sticky tadıldı ve bu'da inanılmazdı. Kalan bütün günlerde buraya gelmeyi çok istesekte, yeni yerlerin arayışını devam ettirdik! Yemek sonrasına Siem Reap gece turuna başladık,cidden herşey çok ucuz ve burası'da pazarlığa açık bir yer.Gümüş,değerli taş,kahve,tahta,bambu çok uygun fiyatlarda satılıyor ve tabiyki bizim gözümüz dönmedi değil buralarda! Esas dikkat çekici şey Norht Face'in Mağazası'sının +40 derece sıcağa rağmen burada açılması ve kışlık montları acayip uygun fiyatlardan satmasıydı! Meğerse üretim yeri oralarmış. Gecenin en enteresan görüntüsü ise sokakta tezgahlarda satılan tarantula,tanımlayamadığımız böcek çeşitleri,yılan şiş bizi perişan etti diyebiliriz. Yerel halkın böcekleri cips diyerek yemeleri ise seyirlikti:-) Ertesi gün buralara esas gelme amacımız olan dünyanın en büyük tapınak şehri olan Angkor Wat'ı ziyaret etmekti.Angkor Wat, Siem Reap şehrinin 5,5 km kuzeyinde, ormanlar arasına gizlenmiş, Angkor Medeniyetinin izlerini taşıyan, bu mistik ve esrarengiz tapınaklar 1992 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesindeki yerini alır. 630 yıl hüküm süren Khmer Krallığı döneminde inşa edilen elliden fazla tapınağın içerisinde en çok bilineni Angkor Wat’tır. Otelden tapınağa gidiş için bir gün boyunca bize refakat edecek TukTuk ile yola cıkıp kısa zamanda tapınağa ulaşıp bir günlük giriş biletimizi 20
USD vererek alıyoruz ve efsane tapınağın içinde kendimizden geçercesine kayboluyoruz...Akşam tekrar şehir turu atıp yemeğimizi yiyeceğimiz Nest Restaurantta gidiyoruz,burası ilk gece yediğimiz yer kadar başarılı değildi ama kötüde değildi! Ertesi gün otelden yardım alarak ayarladığımız otobüs ile Phnom Pehn'e doğru 6 saatlik yolculuğumuz başlıyor! Uzun geçen yoldan sonra şehirde kalacağımız Okay Boutique Hotel'e ulaşıyoruz ve akabinde şehir turu başlıyor. Burası bize Siem Reap kadar sevimli gelmesede değişik ortamı, alış veriş bakımından ucuzluğu ilgi çekiciydi diyebilirim. İpek çok ucuzdu ve yine gümüş,kahve diğer aksesuarlar epey başarılıydı! Akşam yemeğini FCC restaurantta yedik ve tek kelimeyle herşey harikaydı.. Ertesi gün otelden ayarladığımız özel araba ile Kep kıyı kasabasına doğru 1 ,5 saatlik yolculuğumuz başladı. Yolda'ki en enteresan şey şöförümüzün kornaya basmadığı anının ne kadar az olduğuydu! Insanlar yollarda hep...Yolculuğumuzun sonunda konaklayacağımız Darica Resort'ta ulaşıyoruz.bSevimli bungalovların olduğu,yemyeşil bir alanda kurulmuş güzel bir tesisti. Bavulları bıraktığımız gibi Kep merkeze doğru TukTuk ile ilerliyoruz.Son derece güzel geliyor herşey gözümüze, buranın en meşhur özelliği yengeç pazarları ve diğer deniz ürünlerinin çok ucuz ve güzel olması..Akşam olduğu için pazar kapanmıştı ve bizde yemek için methini epey duyduğumuz Kimly Restorantta kendimizi atıyoruz ve gözümüz dönmüşçesine ;Fried prawn with kampot green paper,Fried squid,Fried crab with fresh cocount milk,Fried spring roll ismarlayıp Angkor birası ile bir güzel hepsinin tadına bakıyoruz. Yemeklerin hepsi olağan üstü güzeldi, hatta ertesi gün buraya tekrar geldik. Hatta bir ay kalsak hergün burada gelebilirdik. Yediğimiz yemekler için dört kişi adam başı 15 USD ödedik ..Bu arada Kep bölgesinin karabiberleri dünyanın en iyilerinden birkaçı ve her yemekteki lezzeti inanılmazdı diyebilirim.. Ertesi gün Kep yengeç pazarını ve etrafı gezip Phnom Pehn'e Kuala Lumpur'a gitmek üzere havaalanına doğru yola çıktık! Üç saatlik yolculuktan sonra Kuala Lumpur'a ulaşıyoruz.Gümrük ve valiz işlemlerinden sonra iki gün konaklayacağımız otelimize doğru yola çıktık! Burada beş yıldızlı otellerin fiyatları gayet uygun olmasından dolayı otelimizden epey memnun kaldık! Otelimizin merkezi bir noktada olması ulaşım açısından bizi memnun etti. Burası'da inanılmaz sıcak ve nemli havası ile bizi malesef perişan etti...Kamboçyanın bakirliğinden sonra, kendimizi bulduğumuz yer gökdelenler ve lüx alış veriş merkezleriydi. Kuala Lumpur'da çok vaktimiz olmadığı için belli yerlerini görmeye çalıştık. Birinci gün şehir merkezini gezerek geçirip, ertesi gün Melaka şehrine doğru otobüs ile yola çıkıyoruz, üç saatlik yolculuktan sonra Unesco dünya kültür mirası listesinde olan bu sevimli şehri dolaşmaya başlıyoruz! Şehrin ortasından geçen nehir etrafında kurulu düzeni ve eski yapıları ile son derece şirin bir yer ve burada her yer antikacı dolu, bu işten anlayanlar için cennet diyebiliriz! Şehri keşfettikten sonra otobüs ile Kuala Lumpur'a geri dönüp şehri bıraktığımız yerden keşfe devam edip,güzel yemeklerden ve alış verişten sonra Türkiye'ye dönmek üzere şehirden ayrılıyoruz...Bu seyahatte bizi en etkileyen yer kesinlikle Kamboçya oldu,bir daha git deseler gideceğim tek ve yegane yer olacağını belirtmek isterim:-)
























































