28 Ekim 2015 Çarşamba

Bir şehrin ardından...

Her seyahatin  bana kattıklarını düşünüyorum, gelirken hangi duygularım var, giderken neleri beraberimde götürüyorum! Şehrin enerjisini özümsüyorum önce, durup izliyorum neler farklı, neleri bende farklı kılabilir bu şehir diyorum! Sonra akıntıya bırakıyorum kendimi, sokaklarında coşuyorum, bedenime ruhum da katılıyor... Sanki hep bu yerdeyim, hep buralarda yaşamış gibiyim! Metroda koşturuyorum, bilmediğim dillere kulak kabartıyorum ve göz teması kurmak istiyorum ben sizi tanıyorum dercesine! İş çıkışı kalabalığındayım bazen, bazende o dar sokaklarında yürüyorum aheste aheste! Sanki hep geldiğim o cafede, o hep içtiğim kahvemleyim! Geç saatlerde İspanyollar gibi tapas barlarında sıradayım,  Sangria yudumlayıp şerefe yapıyorum! Sabahlarım da ise koşuyorum bu şehri, herkes gibi parklarda, yollarda ve hergün koştuğum yerler gibi! Graciada lokaller ile dolaşıyorum, file alışveriş çantaları ile çocukluğumu hatırlıyorum, annemin elinden tutup dolaştığım çocukluğumu. Sabah erkenden Mercant el cant antika pazarına gidiyorum, hüzünleniyorum ve diyorum ki "kimler bu eşyalar ile neleri paylaştı" etrafa savrulmuş yüzlerce plak ve dönemin en güzel ve hit parçaları şimdi alınmak için salınıyorlar adeta! Ya o eski şarap bardakları hangi aşklara tanık olmuştur diyorum! Seviyorum bu şehri, sanki la sagria familyada dolaşırken karşıma Woody Allen çıkacak ve Vicky Cristina Barcelona'nın çekimlerini göreceğim, yada Picasso müzesinin o mistik havasına kendimi bırakıp, bir flemenko dansının içinde yaşayacağım o tutkulu kırmızı gibi ... 

15 Ekim 2015 Perşembe

Kayıp Sevgili

Bir şehrin sokaklarında kaybolup gittim... Ayaklarımın getirdiği bu sokak, altından geçtiğim köprü, soluklanmak için yaslandığım duvar sanki hep vardı! Uzun zamandır görüşmeyen iki sevgili gibiyiz şehir ve ben...Söylemek istenen çok şey var ama hepsini yok sayıp yaşamaya devam ediyoruz sessiz bir anlaşma ile! Hani uzanıp sarılmak istersin, sonrasında bastırırsın bu duygunu, bunu yapan ilk ben olmamalıyım diyip tutarsın ya kendini, işte ben bu duyguları yaşıyorum kayıp olduğum bu şehirde kayıp bir sevgili gibi! 

17 Eylül 2015 Perşembe

Eylül !

Aylardan eylülüm, günlerden bugün, duygulardan sevgiyim -değişkenlik gösterdiğim doğrudur! İnişim çıkışım, yalpalayışım, tökezlemeden ayakta kalma duygum beni cesaretlendirse de, zaman zaman arınıyorum hepsinden ve sadece ben kalıyorum! Aylardan eylülüm, günlerden biz, duygulardan kararsızlık. Kafam öyle karışık ki, yön duygumu yitirdim, söz konusu sen olduğunda... Aylardan eylül, günlerden nefesim! Camları sonuna kadar açıyorum, kafamı dışarı çıkarıyorum ve bir parça daha yaşam alanı yaratıyorum kendime, umursamadan! Aylardan eylülüm, günlerden özgürlük. Durmadan koşuyorum, her yüzüme çarpan rüzgâra şükrediyorum: Özgürlüğe koşuşumun mükafatları onlar... Ayların en mutlusundayım, günlerin bilinmeyeninde...

12 Eylül 2015 Cumartesi

Annemmm

Kapı çalınıyor her gün saat beşte, koşarak açıyorum kapımızı, oğluşum gelmiş okuldan. Yakası kaymış, üstü toz içinde önce benden korkuyor kızacağım diye, sonra binbir bahane üretip mutfağa koşuyor. Biliyor ki her okul çıkışında yaptığım gibi ev kurabiye kokuyor... Annemm diyor sarılıyor boynuma, bende kuzum diyorum ve anlatıyor okulda yaptıklarını bi taraftan kurabiyeleri ağzına tıkıştırırken!  Altı yaşındaydı o mis kokulu kurabiyeler ile tanıştırdığım da onu. Zaman öyle akıp geçti ki değişmeyen tek şey kurabiyeler, değişen ise oğlumdu! Her yeni sene olgunlaştırdı oğlumu ve büyüttü ve benden ayırdı! Önce okul, sonra iş! Ama bende aynı kalan öyle çok şey vardı ki... Büyüdüğünü kabul edemediğim bir çocuğum vardı karşımda, sanki hergün beşte kapı çalacak ve anneeem diyip kurabiyelerime koşacak. Artık annemm diyişini telefonda duyuyorum, birde bana tattırdığı torun sevgisinde! Annemm hafta sonu geliyoruz kurabiyelerimi istiyorum diyen sesini hasretle bekliyorum;  Canım annem, yazdığın yazıya ben devam ediyorum artık! Hergün eve gelişimde ki sevincimde sen vardın annem, kapıyı açıpta içeri girdiğim zaman kokan kurabiyelerimde sen vardın,  bana kızar gibi yapıp kızmadığını da biliyorum, ben biliyordum ki sen beni her şeyden çok seviyorsun, bana kimse birşey yapamaz sen varsan yanımda. Büyüdüm ama geçen zaman sana olan duygularımı azalatmadı, aksine öyle arttırdı ki, hele çocuklarım olunca senin varlığının değeri bin kat arttı bende! Torunlarını kıskandım, benden çok seviyorsun diye ama sen o güzel yüreğinde hepimize öyle yer açtın ki! Kurabiye kokun burnumda, teninin yumuşaklığı elimde... Artık evimiz kurabiye kokmuyor sen bizi bırakıp gittiğin günden beri ve  her kurabiye kokusunda kapıdan koşarak giren çocukluğum, cocukluğumun her anında sen varsın benim canım annem! Fundasword

11 Ağustos 2015 Salı

Dalgaların senfonisi

Akşam sahildeyim, gün biterken yaşananları izliyorum, insanlar çabuk çabuk toplanıyor, şezlonglar kaldırılıyor, herkesin bi acelesi var ve belki de yetişmeye çalıştığı bir yer... Benim ise en sevdiğim zamanlar başlar, telaşsız, umarsız, kalan anların her dakikasının tadını çıkarırcasına beklediğim o anlar. Doğayı daha dingin, insanları ise bi o kadar telaşlı bulurum. Oysa ben, sahilin sessizliğini bozan dalga seslerini bekliyorum her akşam... Tepemden uçan martının beni selamlayışını, denizin içinde aheste aheste yüzen balığımı bekliyorum her akşam! Rastgele seçip aldığım bi kitabımın, rastgele açılmış bi sayfasını okuyorum bu anlarımda, dikkatimi çeken kelimeleri tekrar tekrar okuyorum ve işte bu anlarıma arkadaş oluyor dalgalar gel-gitleri ile.       Bi senfoniyi yönetir gibi, bazen sakin, bazen coşkulu bir maestro edasında. Katılmak istiyorum senfoniye, ayaklarıma dalgalar dokunuyor. Hangi besteyi seslendiriyor senfoni diye duruyorum, anlamak istiyorum çırpınan balığı, kayalıklara saklanan yengecin çabasını, yosunların o şahane dansını, çakıl taşlarının denize çekilişlerini... Şanslıyım diyorum, yaşadığım bu dünyayı farketmemi sağlayan,  bu dizeleri bana yazdıran güce...